-
Hiç Kimsenin Haklı Olmadığı Savaş!
” Yurtta sulh, cihanda sulh.” – Mustafa Kemal Atatürk

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Hiç kimse suçlu değil.
Hiç kimse haklı değil.
Bu düşünceleri görsek de taraf tutmak isteyen hallerimiz, bizleri her seferinde birbirimizden ayırır. Tam o an düşünemeyiz. Parasempatik sistem tetiklenir ve üç halden biriyle ummadığımız sonuçları yaratırız. Beklemediğimiz, hiç istemediğimiz sonuçlar ile telafisi olmayan durum ya da olaylar zinciri içerisinde kendimizi yuvarlanırken buluruz. Çoğumuza tanıdık bu hallere öylece bakarız. İncelemekten, dikkati toplayabilmekten uzağızdır. Doğamızın en büyük tehlikeli bakışına, bir virus gibi bulaşıcı hallere yakalanırız. Varın ismini siz koyun!
Öyle zamanlardan geçiyoruz ki, içsel tansiyonlar yüksek. Tahammül seviyeleri düşük. Ve öyle ki olumsuz sonuçlarını yaş olarak da daha genç yaşlarda gözlemliyoruz. Yargının tuzağına düşmüş, kontrolün tamamen dış etkenlere bağlı olduğunu düşünen ve hatta inananların çoğunluğu giderek artıyor. Sokaktaki sonuçları da insan hayatlarını kıyıma kadar vardırdığını izlerken basit ama derin sorular ile cevapları hatırlamak çok önemli olsa gerek.
Dünya tarihinin insanlığın bugünlere gelişindeki rehberliğini hatırlamak da bir o kadar önemli!
Hangi yaşta olmamızın bir önemi yok. Burada aynı dünyada, aynı gemideyiz. Derinliğini hiç bilemediğimiz, hala sorularımızla cevaplarını aradığımız bir realitenin içerisindeyiz. En küçük birim kişiden aileye, topluma diyerek genişleyen, uzanan çizgide nedeni arayarak bulmaya ve çaba sarf etmenin önemli olduğu ayrılıkların tam zıttı hareket etmemizin gerekli koşullarının içerisindeyiz.
Istırap*keyif arasındaki ilişkiyi, dengeyi arayan içeride, içsel dünyalarımızda çok derinlerden bazen cılız duyduğumuz o sesi dinleyerek, o sesin bu dünyada büyük bir fark yaratacağına inanarak, aklın kalbin birliğinden uzaklığımızı keşfetmek gerçekten önemlidir.
”Eğer bir gün hiç sorununuz olmadan uyanırsanız hemen dizlerinizin üzerine çöküp, bir sorununuz olması için dua etmeye başlayın, çünkü aksi takdirde ölmüşsünüz demektir.”
– Norman Vincent Peale
İyi kötü yoktur.
Algıladığımız bir dünyaya, bu dünyaya bakarken gördüğümüz her bir kötülük diye anlamlandırdıklarımız bizi ne olmaya, ne yapmaya, neye sahip olmaya itiyor?
Neyle ilişkisini kuruyoruz? Ya da ilişkisini kuramadığımızın önündeki engel nedir?
Bir nefes ile bağlı olduğumuz bu hayat bize ne gösteriyor? Ne öğreniyor ya da öğrenmeye direniyoruz?
Hangi eksikliği hissediyoruz?
İstenilen ve var olan koşullar arasındaki farkta bizler nasıl hareket ediyoruz?
Ve…
İçsel barışı hissetmeden dışsal barışı hissetmek nasıl mümkün olabilir ki?
Zamanı, parayı, enerjiyi nerede kullanıyorsunuz?
Nedeniniz nedir?
Umalım ki, çaba sarf ederek, birlikte, barışa gelebilelim.
Arzu Aykın
-
Dünyadaki Memnuniyetsizlik… Şikayeti Bırakmak Nasıl Mümkündür?
”Bolluk bir yaşam ve düşünme biçimidir, sadece para ya da varlıklarla ilgili değildir. Darlık bir yaşam ve düşünme biçimdir, sadece para ya da varlıklarla ilgili değildir.”
– Eric Butterworth

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Gördüğümüz her şeyin gerçekliğine inanan ve daha da ötesi yargılayan bir doğaya sahibiz. Yargıyı da varsayarak, görünmeyen kısımları, boşlukları doldurmayı seven her birimiz muhteşem bir hikaye anlatıcısıyızdır. Hikayeye öyle inanırız ki ilişki içerisinde olduğumuz sevdiklerimiz, dostlar, aile, arkadaş, çocuklar ve benzeri kavramlarla ilişkilendirdiğimiz, ilişkilendiğimiz her birinde onarılması zor durumlara sebep oluruz. Muhatapların her iki tarafı da az ya da çok etki alır. Ancak zamana yayılan, hatta savrulan sonuçların farkında değilizdir.
Ve öyle ki bir sonraki ilişkilere, nesillere taşınmasına sebep oluruz. Dolayısıyla sonuçlarına tanık olduğumuz, nedeni hatıra gelmeyen ayrılık hikayelerini her birimiz duyarız, biliriz, kalp acısı denilen ıstırap, travma tanımları içerisine zip dosyası biçiminde zihin alanına sıkıştırdığımız her bir durum, olay yaşamlarımızın bir gerçeğidir. Pikaptaki aynı şarkı sözlerinde takılmış plak gibi bitmeyen, bitemeyen şikayetler, ayrılık sözleri, hüzün ile onun yanına eşlik eden eylemler ve daha nice drama diye tanımlanan sonuçlar bu dünyada kişinin peşini bırakmaz.
Totemler ya da sosyal medyadan ya da birbirimizden etkilenerek diğer birçok çözüm diye gördüklerimizle tecrübe etmeden, içeride bir çalışma yapmadan mutlu olunabileceğine inanıyorsak akıldan ne kadar uzak olduğumuz gerçeği her seferinde yüzümüze tokat gibi vurmasına, az ya da çok maddi manevi kayıplar yaşamamıza rağmen duyarsızca normalleştirerek yaşamaya yaşamak diyebilir miyiz?
Her günün aynı olduğunu mu söylüyorsunuz?
Her günün aynı olduğunu mu duyuyorsunuz? Belki de daha zorlaştığını…
Ne yapmıyoruz da bu bakıştan çıkamıyoruz? Hep birlikte düşünelim.
Doğru bir niyet ile hareket etmediğimiz sürece amaçsızca bu dünyada yaşamdan bahsedemeyiz.
Çevrenin gücünün farkında olmadan doğru bir çevre nasıl inşa edilebilir ki?
Bizler Kendini bilmekten uzaksak ne olunabilir ki?
Bir kaç arzunun peşinde diğerlerinin sahip olduklarına sahip olma arzu ile gördüğümüz örnekleri muhakeme etmeden ne yapabiliriz, nasıl sahip olabiliriz ki?
Hayatın bir amacı var.
Ve…
Mutluluğun anahtarı her birimiz için eşsiz niteliklerimiz ile hayatın bizlere sunduğu fırsatları birbirimize hizmet ederek, hayat amacı ve süreci yaşayarak, edinerek, keşfetmekle mümkündür.
Bir üst bilinci herkes ister. Ancak arzusunun peşinden gidebilecek gücü yaşamının tüm alanları, niyeti, hayat amacı ile ilişkilendirerek doğru bir niyet ile yapabilmek nasıl mümkün olabilir?
Bu dünyada barış istiyorsak tüm memnuniyetsizliğin üzerine çıkarak dünyada bazı örneklerini de gördüğümüz gibi, tüm mücadeleyi içsel dünyada devam ederek diğerlerine önem vererek, doğru ve kalbimizin en derinlerine gömdüğümüz arzuladığımız ilişkileri inşa edebilmek için temel insan toplumunun prensiplere göre elimizden gelenin en iyisini yapabilme arzusu ile mümkündür.
Oysaki bunu, hepimiz biliyoruz. Ama hissetmiyoruz. Nasıl hissedebiliriz? Harekete geçmek için daha neyi bekliyoruz?
Hayat sizden ne istiyor?
Barış sizinle olsun.
Arzu Aykın
-
Yönümüz Nerede ve Ne Kadar Farkındayız?
”Hayatın zorlukları felç olmanız için değil, kim olduğunuzu keşfetmeniz için vardır.”
– Bernice Johnson Reagon

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Cemreler tek tek düşüyor. Bahara adım adım giriyoruz. Son soğuklar her birimizi sarsarken belki de yeniden yeniye hazırlanmak için her birimize bir yer açıyordur. Gömüldüğümüz koltuklarda, sarındığımız örtüler altında sızlanmayı pencereden dışarı fırlatalım. Ve… Güneşin aydınlatan yüzü, enerjiyi artıran tarafını kabul edelim. Yönümüzü tazeleyelim. Tazeleyebilmek için de soruyu hep birlikte tekrar hatırlayalım.
Yönümüz nerede ve ne kadarının farkındayız?
Genellikle endişe ve benzeri olumsuz diye etiketlediğimiz her ne varsa, hissettiklerimiz içerisinde olumsuz hissi yarattığını düşündüğümüz ya da inandığımız şeylerden kaçınma, kaçma eğilimimiz vardır. Oysa dünyamızda mücadele eden, adanmış kişilere ait bizlere ilham veren birçok örnekler görüyoruz. Hayranlıkla izliyoruz. Bazen ”Onlarda olan ben de olmayan nedir?” diye kendi kendimize soruyoruz. Bazen cevap buluyor, bazen de bulamıyoruz.
Cevapları bulduğumuz o an’ları biraz zaman ayırıp, inceleyecek olsak neyi, neleri keşfederdik?
Bizi bugüne getiren o eksikliğe bugün ne eklesek ya da ekleyebilsek bizi geleceğe getirir?
Hayat bizleri sürekli, değişik formlarla bir yere doğru iter. Zorladığımızı hisseder ya da zorlanırız. Kişi kendi başına göremez. Olaylar, durumlar, formlar kişiyi en yüce değerlerine, niteliklerine göre keşfedeceği hayatın anlamına getirir. Çocuklarımız, kardeşlerimiz ya da yeğenlerimiz varsa biliriz; hareketlenmiş, konuşmaya başlamış çocuklar birçok soruları ile her seferinde neden diye sorarlar? Öyle ki bazen sorular karşısında şaşkınlıkla, öylece kalırız. Soruları karşısında bizi aşan durumlarda başka araçlar bulmaya, sorularına yanıtlar verebilecek etkinlikler, oyunlar arar, bulur, onları mutlu etmeye önem veririz. Peki, neden yaparız bunu? Hep birlikte içsel dünyamızda araştıralım.
O an’larda hatırladığınız, içsel dünyanızda cevaplarını bulamadığınız hangi sorular var?
Zihin alanı az ya da çok gürültülü bir yer olabilir. Önemli olan karmaşık gibi görünen ya da hissedilen, kaçınılan yerdeki düşünceleri, inançları, duyguları gözden geçirmek ve yaşam denilen yolculukta karşılaşılan bariyerleri oluşturanları tespit edip, onların üzerine çıkmaktır. Sonuçta insan mutlu olmak istiyor. Bunu nasıl yapabiliriz? Nedeni hayat amacı ile ilişkilendirerek yapabiliriz. Bunun için de belirli araçların, metotların desteği ile keşfedebilir ve inşa edebiliriz.
Her birimiz kendi kendine sormalı. ”Eksikliğini hissettiğim nedir?” sorusuna hemen bir cevap vermek isteyebiliriz. Ancak derinleşmek, araştırmak çok değerlidir.
Tam bu zaman, o zaman! Hep birlikte düşünelim.
Arzu Aykın
-
Yükselmek İstiyoruz.
”Her kim ki takdir eder, elde eder.” – J. Demartini

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Kaç yaşında olursak olalım çocukken içerisinde olduğumuz çevrenin, toplumun etkisi yıllar geçse de hala devam eder. Çoğu zaman fark edemeyiz. Zaman hızla ilerler ve öğrendiklerimizin üzerine, iş ya da rutin eylemlerin dışında ister hobi olsun, ister eğlenceli eğitim kampları olsun benzeri başka şeyleri heyecanla ekleriz. Hayran olduğumuz kişi ya da kişilere benzeme merakı, heyecanı ile, moda diye, bazen de kıskançlıkla ve benzeri…
Daha birçok kelime, cümleler eklenebilir. Ancak burada önemli olan arkasında içsel dünyamızda ortaya çıkan bir eksiklik vardır. Onu okumak, görmek, keşfetmek, gerçekleştirmek her birimizin en büyük arzusudur. Tam, bütün hissetmeye yönelik dönüşmesi arzulanan bir eksiklik ki, onun da arkasında daima yükselme arzusu vardır diye yazsam ne derdiniz?
Beş duyu ile algılanan dünyanın ötesinde çok büyük bir amaç olsa gerek ki, insan dışındaki türlere baktığımızda hep birlikte muhteşem bir düzen, denge görüyoruz. Tek dengesiz olan insan! Dengesiz olan insanın tüm yaşam yolculuğu bazen çok kısa an’ larda hissettiği dengeyi keşfetme, arama ve bulması diye yazsam ne derdiniz?
Her karşımıza çıkan engel, bariyer, sorun, problem kavramları ile tanımladığımız içsel dünyamızda kafa karışıklığı vb. yarattığına inandığımız yine çevreden etkilenerek çeşitli tanımlar arasına sıkıştığımız, çıkış yolunu aramaktan yorulmuş, bitmiş, umutsuz, çaresiz vb hisler ile sislenen bir dünyanın tam ortasındayızdır. Gerçek olmayan bir dünya ki, uzmanlarca buna algı deniyor. Şikayetler ile en yakınlarımıza anlatılan her bir durumda anlamlı gelmeyen ama içeriden ya da dışarıdan ”Beni anlamıyorlar.” kalıpları çaresizliğe bir birim, bir birim daha çaresizlik katar. Sonuçları çoğumuz için tanıdık geliyordur.
Çözüm o kadar basitken, o basitliği denemekten kaçınıyoruz. Ama yükselmek isteğimizden de vazgeçmiyoruz. Yıkıyor, yakıyor, eylem, eylemsizlik ve özellikleri niyete göre en kötü biçimde kullanarak içsel dünyanın ıstırabını dışarıda tüm dünyaya, sevdiklerimize ve belki daha fazlasına fazlası ile yapıyoruz.
Ve…
Sonuçta şikayetler hiç bitmemiş oluyor. Istırap*keyif ikileminde bütünlük hissinden daha da uzaklaşarak… Varın cümlenin sonunu sizler tamamlayın.
İnsan tam ve bütündür. Ancak öyle hissetmeyiz. Hayatın amacını edinmeye gelmeye birlikte uzun bir yoldan geliyoruz. Anlamak, hissetmek istiyor olabilir miyiz? Doğada örneklerin çok çeşitli olduğu bu dünyada her bir durum, olayı hem mantık hem de mantık ötesinde araştırmanın hazine olduğunu yolda öğreniyoruz. Araştırmaya, bulmaya gönüllü olanlara yol her zaman açılıyor. Yükselmenin gerçek anlamını kendi değerlerinden keşfetmeye çaba sarf edenlere ve dahası ile…
” Doğru ve yanlışın ötesinde bir yer var. Senin ile orada buluşacağız.” Rumi
Gelişmeyi bekleyen niteliklerini keşfetme zamanı! Hep birlikte düşünelim. Araştıralım. Keşfedelim. Arzuyu yükseltelim!
Kalbimizin en derinlerindeki, özlemini çektiğimiz en büyük eksiklik nedir? Öğrenmeye hazırsanız, ilerlemek için yeriniz var demektir.
Barış sizinle olsun.
Arzu Aykın
-
Değişmek İsterken Değişimden Korkma!
”İnsanlar sık sık hakikate takılıp tökezler, fakat hiçbir şey olmamış gibi doğrulur ve aceleyle yollarına devam ederler.”
– Sir Winston Churchill

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
İnsanın bu dünyadaki temel varlık amacı, mutlak bir mutluluk, huzur ve eksiksiz bir haz kapasitesine ulaşmaktır.
Peki, bu nasıl mümkün olabilir?
Değişim kaçınılmazdır. Sorun şu ki değişim dediğimizde ne anladığımız, ne anlamadığımız ve yaşamımızda tüm olana bakışımızda eksikliğini hissettiğimizi tanımlama becerimiz, arzuyu ifade edişimiz ve en önemlisi de buna, mücadeleden kaçmadan ne kadar çaba harcamaya gönüllü olmak istediğimizdir.
Çevrenin üzerimizdeki etkisi önemlidir. Mesela, hayranlık ya da kıskançlık ile çevremizi gözlemleriz. Bu, birer insani özelliktir. Bu iki özelliği nasıl kullandığımız bizi içerisinde olduğumuz durumu fark etmemizi, hareket etmemizi ve ulaşmak istediğimiz yere getirebilir. Ancak bunu kişinin tek başına yapabilmesi çok zordur. Aynı ya da benzer amaçla ilerlemeyi arzulayan bir çevre, bir uzman, bir rehber, bir öğretmen desteği ile mümkündür. Diğer bir deyişle yolu bilen, karşısındakine keşfetmesi için fırsat veren biri ya da çevre vasıtası ile mümkündür. Bu deneyime farklı formlarda sahibizdir. Ancak ilişkilendirmede desteğe ihtiyacımız vardır.
Değişim isterken genellikle değişimden korkulur. Korkma! Aynı zamanda kork! Her iki duruma ait deneyimleri gözden geçirmek, analiz etmek önemlidir. Deneyim sonuçlarından keşfedilen, geliştirilen stratejiler değişime yaklaşımda korkusuzca ve cesurca ilerleme gücü verebilir. Ve… hatta hedefe giden süreçte uyanık, farkındalıkla yaklaşmayı, sürdürülebilir bir çaba ile kişiyi ilerletebilir.
Bu doğrultuda değişimi isterken hayatın amacı ve bu amaca giden yol şu temel kavramlarla ilişkilendirilebilir:
• Kendini bilme, doğayı keşfetme, form eşitliğine gelmeye istek,
• Kibrin aşılması, hayat amacından sapmanın en büyük göstergesi gurur ve kibirdir.
• Kişinin üst bilinci edinme arzusu, hayat amacını keşfederek, inşa etmesi,
Kişi en yüce değerleri ile yaşamının tüm alanlarını, aynı zamanda hayat amacını keşfederken ve tüm arzularını hayat amacıyla ilişkilendirirken sonsuz hayat ile bağ kurar.
Sonsuz hayatla bağ kurmayı kimler ister?
Kendi sınırlı hapishanesinden kimler çıkmak ister?
Sonsuz iyilik ve bütünlük ile yeniden birleşmek, bütünleşmek mümkündür.
Arzu Aykın
-
Bedeni Ne Kadar Duyuyor ve Dinliyorsunuz?
”Beden asla yalan söylemez.” – Martha Graham

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Beden bize bir hediyedir. Bir bütün olarak bakabilmemizde, bizlere verilen nefes ve daha birçok şey için bir şükran aracıdır.
Çevremize bir bakalım. Çevremizi, evimizi, alanımızı, bedenimizi nelerle dolduruyoruz?
Fark ediyoruz ki nedenini bilmeden aldıklarımız bizleri bunalttığında verecek yer arar durumdayız. Giysilerle taşan gardıroplar, küçük ev aletleriyle dolu mutfak dolapları, o an gözümüze hoş, yeni geleni, popüler olanı alma israfı, moda uğruna bükülen ayak parmakları, ağrıyan topuklar, bel, karın, bacakta biriken yağlar, hemen verilmesi istenen kilolar, ”… Bende de var.” sözleri ile görünür ve kabul edilebilir olmanın, yaşamımızda krizler ile sonuçlanan birçok durumlarda, farklı formlar aracılığıyla deneyimlerken ıstırap içerisindeyiz. Ancak ıstırabın nedenini ne düşünür, ne de değişmek için çaba sarf ederiz. Çoğu zaman şikayet hallerinde gezinir, içinden çıkılamaz döngü denilen popüler tanımlar arasında totemler ile kısa insan ömrünü israf ederiz.
Büyük büyük atalarımız bizlere çok muhteşem miras bırakmış olmasına rağmen her yeni ürün, öyle ki kendi ürününü bile bir öncekine kıyasla övgülerle yüceltirken farkında değilizdir. Farkında olmadığımız yıllar içerisinde bu beden denilen dış ve iç yapıda bedelini birlikte ödemek zorunda kalacağımız birçok sonuçlar doğuracaktır.
Daha çocukluk zamanlarında, kendimizi yeni bilmeye başladığımız o zamanlarda bize öğretilmeye çalışılan, öğrenilmiş olan sorumluluk nedir? Şu an nasıl algılıyoruz?
Ve..
Hangi eylemlerle sevdiklerimize, çevremize, birbirimize, kendimize iyi örnekler verebiliyoruz?
Beslenme denildiğinde çoğumuzun ilk akla gelen ağızdan alınan besinlerdir. Ancak sabah uyandığımız ve akşam uyuduğumuz o ana kadar duyularımız vasıtasıyla içeriye birçok şey alır, içimizden dışarıya bırakırız. Mesela gün içerisinde varlığını bile unuttuğumuz solunum sistemi ile nefes alırız. Aynı anda büyük bir sistemin çalışması ve bedenin hareketini sağlayan bütün bir sistem bizi mutlu etmeye çalışırken, içeriye aldığımız yakıt denilebilen her şeyi enerjiye dönüştürmeye çalışır.
”Ne yersen O’sun.” sözünü her birimiz biliriz. Haydi gelin birlikte tüm dikkatimizi bugüne verelim. Farkındalıkla yapabildiğimiz kadar, sanki bir başkasını izler gibi kendimizi izleyelim. Yine yapabildiğimiz kadar her bir arzu ile hareket ederken çocukken yaptığımız gibi neden diye soralım. Yapabildiğimiz kadar düşünelim. Günün sonunda elimizde veriler olacaktır. Kendimizi ölçmek, yapmak istediklerimize gerçekçi yaklaşabilmek için eylemlerimiz ve yönü hakkında nasıl bir stratejimiz olduğu ya da olmadığı hakkında bir izlenime sahip olacağız. Yani bir ihtiyaç ortaya çıkacak. Bu, servet değerinde bir sonuçtur.
Değişmek istiyorsanız şimdi uygulanabilir bir eylem planı eksikliği hissedeceksiniz.
”Hayallerinizin gerçekleşmesi an meselesidir. Süreci yaşarken de hayat ile dolmak en muhteşem olanıdır.” – Anonim
”Bugün gelecek için küçük bir adım ile başlamayı ister miyim? İstersem o küçük adım ne olurdu?”
Birlikte düşünüp, birlikte hayatı hissedelim.
Arzu Aykın
-
İnsani Doğamızı Keşfetmek
”Eğer evrenin düzenini yeterince anlayabilseydik onun en bilgemizin dahi hayallerinin ötesinde bir şey olduğunu görürdük. Onu, olduğundan daha mükemmel hale getirmek mümkün değildir.” – Leibniz

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Evreni yöneten yasalar vardır. Biz göremesek de, hissedemesek de evrenin parçasıyızdır ve evren, olduğu haliyle mükemmeldir. Yasalar bizi de yönetir. Doğamızı keşfettikçe bu gerçeği edinebiliriz. Doğamızı keşfetme yani kendini bilme eksikliği potansiyel olarak herkeste olmasına rağmen, o an’ a kadar keşfedilmeyi bekler. İki elin parmak sayısından az olan dünyanın hazlarından çok daha büyük bir eksikliğe sahip olan, hayat amacının peşinden gidebilecek, bu nedene kendini adayabileceklerin sayısı azdır. Diğer taraftan algıladığımız dünyada ıstırap yolu ile bizi getireceği ve hatta getirdiği yer de hayat amacını sorgulayacağımız yerdir.
”Hayat amacınız nedir?” ya da ”Hayat sizden ne istiyor?”
Mutlu olmak isteyen bir doğamız var. Hayat da bizi mutlu etmek istiyor! Ortak ve bireysel duyularımız ile algıladığımız yaşamlarımızda her birimizin bakış açısından eşsiz olup, ”Dünyada mutlu muyuz ya da mutlu değil miyiz?” sorusuna pek çok cevap vardır. Konumuz bu olmasa da zihinleri meşgul eden servet değerinde bir sorudur!
Hayat amacı bir anda değil, doğduğumuz andan itibaren başlar ve süreç içerisinde kendini bilmeye yönelik yavaş yavaş duyularımız, aklımız aracılığı ile keşfettikçe, aklın muhakeme gücü daha da artıkça değişimin ölçüsüne ve diğer vb. şeylerin tümünün etkileriyle, aradaki bağlı ve bağımlı olan fiziksel, duygusal, mental ve ruhsal olarak netleşmeye başlar. Diğer bir deyişle hayatın amacına yönelik içsel dünyamızdaki arayış, mevcut doğamızı tanımayı ve bir üst bilince geçme arzumuzu geliştirmek üzerinedir.
Bu süreçte izlenmesi gereken yaklaşım bir metot yardımı ile ve bireysel olarak içsel çalışma aşama aşama gelişimimizi sağlar. Başlangıç yerimizse her zaman ki gibi bizi, amacı bulmaya getiren cevapları olan sorulardır.
İnsan nedir/ne değildir? Ego nedir/ne değildir? Çalışmamızda, ilk çabamız egoistlik doğamızı ve onun sınırlarını fark etmekle başlar. Fark ederiz ki kendi kültürümüz, eğitimimiz ve zekamız ile elde ettiklerimizin insani niteliklerin gerçek bir gelişim için yetersizdir. Çalışmaya devam edersek daha da ve hatta edinime sahip olabileceğimiz bir seviyeye geliriz. Niteliklerimizi fark ederiz. Fark ettiğimiz bu nitelikleri amaçla ve yaşamımızın tüm alanları ile ilişkilerini keşfeder ortaya çıkarabiliriz.
İnsanın kendini bilme süreci bir kaç cümle ile yazıldığı kadar basit bir süreç olmadığı bir gerçektir. Ancak değerlerinizin farkındalığı ile bilinçli bir yaşam ve yaşamınızda eylemlerinizin sorumluluğunu alarak yaşamaya hazırsanız sizler için zor olmayacağı da diğer bir gerçektir.
Ve…
Bu süreci yönetmeyi öğrenmek istiyorsanız, süreçte bir uzman desteği ile ilerlemeniz içsel hazinenizi, niteliklerinizi ortaya çıkarmanızda, yaşamınızın diğer alanları ile ilişkilerini ve tüm yaşamınızı yönetme becerilerinizi geliştirmenizde etkili olacaktır.
Bir soru ile birlikte düşünelim;
”Nereye ulaşmak istiyorum?” ve ”Neden istiyorum?”
Arzu Aykın
-
Öfkeyi Adım Adım Nasıl Yönetebiliriz?
”Hata ve tesadüf yoktur. Bütün olanlar bizim onlardan öğrenmemiz için yaşadığımız fırsatlardır.” – Elizabeth Kubler Ross

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Öfke güçlü bir duygudur. Biliriz. Öyle ki öfke an’ı ya da sonrasında tekrar eden iç ya da dış konuşmalarımızda öfke hissine ya da durumuna başka hislerin dahil olduğunu, olumsuz, güçlü durumu daha da büyük hale getirdiğini fark ederiz. Dolayısıyla sonuçlarını hatırlamak, hatırlamak istemediğimiz şeylere dönüşmüş olabilir. Ancak görmezden geldiğimiz hala oradadır. Her uygun koşulda ortaya çıkacağı kesindir. Denenmiştir. Bizler, ta ki, onu nasıl kullanabileceğimizi keşfedene kadar…
Bir önceki yazıda kendimize öfkeyi olumluya dönüştürmenin yollarına bir hatırlatma yapmıştık. Bizleri düşünmeye getirdi. Belki de değişme arzumuzu daha da uyandırdı. Öfkenin bir fırsat olarak üzerine nasıl çıkabileceğimizi araştırmaya başlamış olabiliriz. İsterseniz, gelin, birlikte araştıralım.
Her zaman yaptığımız gibi önce soruyu soralım.
Öfkenin bir üst seviyeye yükselmek için fırsat olması ne demektir? İçerisinde bulunduğumuz koşulda ya da olumsuz hissettiğimiz benzer durumlarda öfkeyi fırsat olarak nasıl görebiliriz?
Fırsat demek, öfkeyi yıkıcı bir patlama anı olarak değil, ruhsal, duygusal, mental ve kişisel gelişimimiz için bir basamak olarak kullanarak süreci yönetmek demektir.
Şimdi, içsel dünyamızda derinleşmeye, ”Ben” denilen kendini bilmeye adım atmaya hazırlık yapmamız önemlidir. Kağıt yada defter, kaleme ihtiyacımız olacaktır. Tam o an, yani öfke an’ına dair her şeyi eylem, eylemsizlik, özellikleri ile durumu kimlerle deneyimlediğimizi ekleyerek, mekan, zamanı da tanımlayarak yazmak ve en küçük ayrıntıya kadar yazmak çok önemlidir. Bunu yaparken de neden bu çalışmaya ihtiyacımız olduğunu da netleştirmemiz gerek koşuldur. Yoksa yazamayız, yazabilsek bile devam edemeyiz. Öfke anını nedenimiz ile ilişkilendirerek bağlamak, yazarak elde ettiğimiz verilerin üzerinde çalışabilmemizi sağlayacaktır. Bunu yapmak zaman alabilir. Sabırlı olmamız önemlidir.
Devam edersek, artık üzerinde çalışmak için verilere sahibizdir. Bunu yaparak doğamızın yani egomuzun sınırlarını fark ederiz. Doğamız sevilmek ister. Sevilmek için de sevmek ister. Güvenmek, bağlanmak, bağlı olmak, paylaşmak ister. Tam tersi ile birlikte ister. Her birimiz farklı eşsiz niteliklerinden iyi örnekler ile gelişmek, büyümek, yükselmek ister. Daha birçok şey ister. Bunlar için de çaba sarf etmek önemlidir.
Keşfetmek isteyen için, neden ile ilişkilendirilmiş çaba sarf etme eylemi, içinde birçok hazineyi barındırır. Hayvani dürtülerden, insani bir seviyeye geçmemizi sağlar. Bu da her türlü kategorize ettiğimiz insani ilişkilerimizde, değerlerimizden bağ kurduğumuz, sürdürülebilir, sevgi ve içinde hissettiğimiz yönetilebilir tüm nitelikleri ile mutlu hissettiğimiz, hissettirmeye önem verdiğimiz eylemlerle yaşam dediğimiz bütünlükte aradığımız bütünlüğe gelebiliriz.
Öfkenin üstesinden gelerek sadece sakinleşmekle kalmaz, daha zeki, daha anlayışlı, daha duyarlı, daha güçlü hale gelebiliriz. Süreci yönetirken , arzuları yönetmeyi, daha iyi analiz etmeyi öğreniriz. Daha gelişmiş bir yapıya kavuşurken, ilişkilerimizi üst bir seviyeye taşımış oluruz.
Anlaşılacağı üzere bu çalışma tek seferlik değildir. Zamanla görülür ki, her birimizin farklı tanımladığı dengesizlik dengeye gelmeye, huzuru hissetmeye vb. ve bizleri içsel dünyamızda özlemini hissettiğimiz o noktaya ulaştıracaktır.
Öfkeyi kaldıraç olarak kullanmak kişiyi daha üst bir bilince ve her seferinde insan ilişkilerini yönetmekte daha hassas bir seviyeye taşır. Daha doğru, gerçekçi hedefler seçme yeteneğimiz gelişir. Farkındalığımız artarken farkındalıklı yaşam, yaşamımızın tüm alanlarını dahice yönetme becerimizi de geliştirirken değerlerimize göre bir yaşamı, sevdiklerimiz ile ortak bir paydada birleşerek arzuladığımız gibi yaşayabiliriz.
Mümkün olan dengeli, huzurlu, bütün hissettiren bir yaşamı kimler ister? Böyle bir yaşama küçük bir adım atacak olsanız nereden başlar, neler yapardınız?
Hayat sizden ne istiyor?
Arzu Aykın
-
Öfkeyi Yönetebilmeyi Kimler İster?
”Ne yapabildiğimizi görene dek kim olduğumuzu bilmeyiz.” – Martha Grimes

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Yapılan araştırmalar ve sonuçlar gösteriyor ki, öfke, temelde insanın her şeyi kendi kontrolü altında tutma isteğinden ve egosu tarafından yönetilmesinden kaynaklanan bir durumdur. Kişinin istedikleri ile sahip oldukları arasındaki farktan doğan bu duygu, doğru bir yaklaşım ile kişinin gelişimine katkı sağlayan olumlu bir güce dönüştürülebilir.
Kişinin öncelikle güçlü bir duygu olan öfkeyi, durumu irdelemeye, analiz etmeye, olumluya dönüştürmeye istekli olması önemlidir. İsteğiniz varsa gelin birlikte yolları keşfedelim.
Öfkeyi olumlu bir güce dönüştürmenin yollarından biri öfkeyi ”sensör” olarak kullanmaktır. Sensör olarak kullanmak demek, kişinin arzusuna göre işlerin yolunda gitmediğini uyaran bir araç olarak görebiliriz demektir. Yani, öfke bir şeyleri kontrol etme arzusunda olduğumuzu gösteren bir ölçüm aracına dönüşür ki, bu da değişimin ilk adımıdır.
Öfkeyi olumlu güce dönüştürmenin diğer bir yolu bizi başkalarının iyiliği için doğru eylemlere yönlendiriyorsa faydalı hale gelebilir. Örneğin, genellikle çocuklarımızı eğitmek için öfkeyi kontrollü kullanır ya da kontrollü kullanmayı amaçlarız.
Bir diğer üçüncü yolu ilişkilerimizdeki yaklaşımımızdır. Sevdiklerimiz bizim için önemli ise içsel bir çaba sarf ederek, öfkeyi bastırmakla ilgilenmeden, öfkenin üzerine çıkarak, sevdiklerimizi -verdiğimiz öneme bağlı olarak- kocaman kulaklarla dinlemeye yani bağ kurmaya odaklandığımızda, arada mevcut olan ne varsa çözüme kavuşabilir. Anlayış ve hoşgörü ile yaklaşmamızın sonucunda görürüz ki, öfkeyi olumlu güce dönüştürmek bizleri daha zeki, gelişmiş ve hassas hale getirir. İlişkilerimizde, aradaki bağı kuvvetlendirir. Güven duygumuz gelişir.
Dünyada hem olumlu hem de olumsuz diye tanımladıklarımız vardır. Değişmeye çaba sarf ettikçe fark ederiz. Daha da fark ettikçe sebep sonuç yasasına bağlı olarak diyebiliriz ki, bu farkındalık vasıtasıyla öfke ve zıttı gücü bir arada kullanabilme becerimizi geliştirdiğimizi, algımızı daha kuvvetli bir dengeye ulaştırdığını keşfederiz.
Diğer dördüncü en önemli olumlu yol ise doğru çevrenin yardımıdır. Çevre dediğimiz en küçük yapı bazılarımız için aile, bazılarımız için en az iki kişiden oluşan bir yapıdır. Burada küçük bir es verip, düşünmek isteyebiliriz.
”Aile ya da tanımladığım yapı benim için ne demek? Hangi eylem, eylemsizlik, özellikleri ve hisleri içerisinde barındırır?” Daha sonra, bu soru, yaşamın diğer alanları ile ilişkilendirilerek de sorulabilir.
Bizler öfke anında ”gözü kör, kulağı sağır” hal içerisindeyizdir. Bu halde kendi kendimize nasıl dengeye gelebiliriz ki? Mümkün müdür? Elbette değildir. Çoğumuz dengeye gelemediğimizin farkındayızdır. Doğru bir çevreye ihtiyacımız vardır.
Şimdi, belki de ihtiyacımız olan doğru çevrenin çerçevesini oluşturmak için tam bir fırsata sahibizdir. Değişme arzumuz hala varsa, bunun üzerinde düşünmek için zaman ve yere ihtiyacımız olacaktır.
Çevremiz ya da toplum bizlere hayat amacına doğru bir ilerleme fırsatı olduğunu hatırlatır ve bilinç seviyelerinde bir üst seviyeye çıkmamıza yardımcı olur. Diğer bir deyişle öfke bir yıkım aracı olmaktan çıkar, kendini bilme aracına dönüşebilir. Nasıl mı?
Arkası yarın…
Hayat sizden ne istiyor?
Arzu Aykın
-
En Sevdiklerimizden, Biriktirmeye Dair
”Ak akçe kara gün içindir.” – Atasözü

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Biriktirmek insanı diğer canlılardan ayıran niteliklerinden biridir. Dünya üzerinde çeşitliliğimizi, eşsizliğimizi düşünürsek biriktirme eylemini duyularımız vasıtası ile farklı formlarda algılarız. Bir başka deyişle ”Seviyorum/sevmiyorum” ya da ”hoşlandım/hoşlanmadım” olarak ifade ettiğimiz arzularımızı gerçekleştirmenin gücünü, arzumuzun büyüklüğünden ve önem verdiklerimize göre, aklın hesap yapan mekanizmasından alırız. Ayrıca arzunun sonrasında düşüncenin gücünden alırız.
İnsan hayatı yalnızca bolluk günlerinden ibaret değildir. Zaman zaman yalnız kaldığını hissettiği anları olur. Gelin, birlikte atalarımızın bu günlere ait ” Ak akçe kara gün içindir.” atasözüne birkaç soru ile bakışımızı yenileyelim.
Her bir kişi değerler sisteminden oluşur. (Burada da Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi prensibini araştırmanız, incelemeniz size yardımcı olacaktır.)
Ve…
Kişi bir niyet ile hareket eder. Yani kişinin, arzusunu gerçekleştirmek için bir nedeni vardır.
Peki, biriktirmek sizin ne demek? Hangi eylem, eylemsizlik, özellikleri ve hisleri içerisinde barındırır? Hangi niyet ile neler yaparsınız?
Birlikte düşünelim.
Öyle ki düşünürken, değerlerinizden yaşamınızın tüm alanlarındaki farklı formlarını birlikte keşfedelim. Tüm alanlarınızdaki, keşfettiğiniz farklı formların arasındaki bağlantıyı ve ayrıca niyetiniz ile çabanız arasındaki ilişkiyi de keşfedelim. Bu mümkün müdür? Evet, mümkündür.
Şimdi bir de isterseniz içsel bir araştırma yapalım. Bunun için arzunuz yanında, biraz cesarete ve bir zaman aralığına ihtiyacınız olacaktır. Hazırsanız başlayalım.
İçeride, kendi içsel dünyanızda, yeteneklerinizde, izlenimleriniz ile olumlu/olumsuz, iyi/kötü diye de değerlerinize göre kategorize ettiğiniz, çevrenin de sonucu olarak arzu, düşünce, yargı, duygu olarak neler biriktirdiniz?
Keşfedebileceklerinizin değerini tahmin bile edemezsiniz! Çok kıymetlidir.
Sonrasında biraz hissettikleriniz ile birlikte düşünme ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bunu es geçmeyin. Bu da çok kıymetlidir.
Ve…
Öyle bir sonuca ulaşabilirsiniz ki içsel dünyanızda çok uzun zamandır ertelediğiniz, belki de unuttuğunuz, o an hatırladığınız, özlemini hissettiğiniz yaşamınızın en eksikliğini hemen olmasa da fark edebilirsiniz.
Bir sonraki aşamaya devam etmeniz daha da kıymetlidir.
İncelemeye devam ettikçe kişi fark eder. İçeride ayıklanmayı bekleyen büyük bir yığın vardır. Yığın içerisinde biriktirdiğiniz hazineleri görmek çaba gerektirir. Burada da, biriktirdiğiniz, sıkı bağlar kurduğunuz, iyi ilişkiler size güç verecektir.
Hayat kişiye arzularını, hayallerini gerçekleştirmek için birçok fırsatlar sunar. Olmak arzusu ile yaparız. Yaparak da sahip oluruz.
Son bir soru ile yazıyı taçlandıralım!
Biriktirerek sahip olduklarınızın en kıymetlisi nedir?
Farkında olmanın, farkındalıklı yaşamanın ne kadar önemli olduğunu anladığımız ve öyle zor zamanlardayız ki, sahip olduklarımızın içerisinde en kıymetli olanı en güç aldığımız ve en güç verdiğimiz kişilerdir. Emekle, çabayla, özveriyle, hoşgörü ve anlayışla vb. sevgiyi ilmek ilmek sıkıca ördüğümüz, aile dost, eş, çocuklar, çevre dediğimiz ait ve sorumluluk hissettiğimiz ve daha nicesi hisler ile, hep birlikte büyümeyi, gelişmeyi istediğimiz kişilerle tamamlamak, aynı zamanda hepsi ile tam ve bütün hissine gelmek, başarmak mümkün olabilir.
Doğa ile doğru, bütünsel bir şekilde bağ kurabileceğimizi hatırlayabilir ya da öğrenebiliriz. Böylece yaşamımızı ustalıkla yönettiğimiz, iyi bir yaşamımız olacaktır.
Hayat sizden ne istiyor?
Arzu Aykın
